18 octobre 2021

Fransa'da Yaşam

La Vie en France (aylık fransızca ve türkçe gazete)

Okullar 11 Mayıs’ta açılacak. Peki ne pahasına?

Foto : AFP

Deniz Uztopal
Corbeil-Essonnes Robert Doisneau lisesinde öğretmen
ve Paris-Creteil Üniversitesinde (UPEC) öğretim görevlisi

Macron’un okulları aşamalı olarak 11 Mayıs’tan itibaren açmaya karar vermesinden bu yana bu karar ülkenin en fazla tartışılan konularından birisi oldu. Nasıl olmasın ki? Hâlâ virüsten dolayı her gün yüzlerce insan ölüyor, hâlâ her gün yüzlerce yeni vaka açıklanıyor… Kuşkusuz evden çıkma yasağı etkisini göstermeye başladı ve yeni vakalar daha birkaç hafta öncesine göre büyük oranda azaldı. Buna bağlı olarak da yoğun bakımda olan insan sayısı her gün biraz daha azalıyor. Ama karantinanın bitmesi ve okulların açılmasıyla ikinci bir dalganın başlaması kaçınılmaz. Durum böyleyken okulların yeniden açılması anne ve babaları büyük tedirginlik içine soktu.

Okulların açılması üç haftaya yayılacak

Salı sabahı Meclis’te açıklama yapan Jean-Michel Blanquer 11 Mayıs’ta okulların açılmasına dair kimi genel bilgiler verdi. Buna göre 11 Mayıs Pazartesi günü ilk olarak öğretmenler okulların yolunu tutacaklar, fakat ilk gün öğrencisiz hazırlık toplantıları yapılacak. 12 Mayıs Salı gününden itibaren Ana okulların “grande section”, ilk okulların ise CP ve CM2 sınıflarının öğrencileri okul yolunu tutacak. İlk olarak bu sınıfta olan çocukların okula başlamaları bu sınıfların öğrenim açısından belirleyici yıllar olmasıyla açıklanıyor. Örneğin “grande section” ve CP sınıfları çocukların okumayı çözdükleri yıllardır ve bu aşamadaki gecikmelerin daha sonraki yılları olumsuz etkileme ihtimali çok daha fazladır. 

İkinci hafta, yani 18 Mayıs’tan itibaren orta okullarda 6e ve 3e, liselerde ise 1re, Terminale öğrencilerinin yanı sıra ve meslek sanayi atölye çırakları başlayacaklar. 6e ve 3e orta okulu bitirme, 1re ve Terminal ise sınav yıllarıdır. Meslek lisesinin çırakları ise uzaktan çalışma da okula en az tutulan ve derslerden en fazla uzaklaşan öğrenciler oldular.

Üçüncü hafta, yani 25’inden itibaren ise diğer tüm öğrenciler ders başı yapacaklar.

Fakat derslerin ve okulun işleyişinin nasıl olacağına dair daha somut bir şey belirtilmedi. Bakan sadece sınıflarda en fazla 15 öğrencinin olacağını açıkladı. Ama 50-60 metre karelik bir sınıfta 15 öğrenci ve birde öğretmenin bulunması az değil ve ne kadar da virüse karşı mesafenin korunacağı belirtilse bile bunun mümkün olmayacağını okullarda çalışan herkes biliyor. Peki 15 kişi sınıfta olursa diğer 15 kişi ne yapacak? Bu daha bilinmiyor. Ama cevapsız sorular sadece bununla sınırlı değil.

Cevapsız sorular

Bakanın belirtikleri insanın kaygılarını giderecek durumda değil. Örneğin sınıflarda yeterinde mesafe konulduğu var sayıldığında bile, ders bittiğinde öğrencilerin tümü aynı anda 2-3 metre genişliğinde koridorlarda toplanacak ve burada sosyal mesafenin korunması mümkün değil. Okuldaki tüm öğrencilerin aynı anda derslerinin olmayacağı belirtiliyor fakat aynı anda 200-300 kişinin bulunması bile yeter. Uzmanlar virüsten korunmanın en iyi yolunun sürekli el yıkamak olduğunu belirtiyorlar, fakat genelde 2 veya 3 tuvaleti bulunan okullarda bunun mümkün olamayacağı açık. Ya da sabun meselesi. Yıllardır öğretmenlik yapıyorum ve öğrencilerin kullandığı tuvaletlerde hiçbir zaman sabun görmedim, zira konulduğunda çocuklar bununla oyun yapıyorlar. Bunun bugünde böyle olmayacağını kimse iddia edemez. Peki sabunsuz çocuklar nasıl el yıkasın. Sabun bulunduğunu var sayalım, 8-10 metre karelik bir tuvalette yüzlerce çocuk nasıl sırayla el yıkasın?

Ya da maskeler. Sürekli oynanmamalı ve bir defa çıkartıldığında bir daha kullanılmaması gerektiği belirtiliyor. Eğer öyleyse okula giden her öğrencinin günde en az 3 – 4 maskeye ihtiyacı olacak. Bunun nasıl sağlanacağına dair daha hiçbir açıklama yok. Ya da ana ve ilk okulda olan çocuklar bu maskeleri nasıl kullansınlar. Diğer yandan sınıflarda sosyal mesafe korunacağı belirtiliyor, iyi ama orta okul ya da lise öğrencileri okullara otobüslerle gitmek zorundaysa bu mesafenin korunması zaten imkânsız. Her anne-babanın da çocuğunu her gün arabayla okula bırakamayacağı açık. Peki kantinler nasıl olacak? Buralarda da sosyal mesafe koruncaksa iki saatte biten kantin süresi üç-dört saate çıkar.
Bu durumda zaten sınırlı bir süre süreceği belirtilen dersler daha fazla kısaltılmış olacak, eğer öyleyse okulu açmanın anlamı ne? Eğitim bakanı Jean-Michel Blanquer öğrencilerin bir kısmına sandviç verilebileceğini ifade ediyor. 

İkinci bir virüs dalga kaçınılmaz

Anlaşıldığı gibi çocukların virüsten korunması çok zor. Tüm bilim insanları eğer çocuklarda başka bir sağlık sorunu yoksa virüsün onlar açısından çok tehlikeli olmadığını ifade ediyorlar. Tamam, iyi de bu çocukların evinde anne ve babaları var, bazen evde yaslı kişilerde bulunuyor. Çocuklar açısından tehlikeli olmasa da, yakaladıkları virüsü anne ve babalarına, onların da yeniden karantinaya alınmadan önce başkalarına bulaştırmaları kaçınılmaz. Esas nedeni çocukların anne ve babaları çalışsın diye açılan okullar ikinci bir virüs dalgasın başlamasının tetiği olabilir. Bilim insanları ikinci bir salgın dalgasının engelle bilmesinin tek koşulunun virüse karşı toplumsal bağışıklığın oluşması gerektiğini belirtiyorlar. Fakat Institut Pasteur’ön yaptığı açıklamalara göre Covid-19’a karşı toplumsal bağışıklığın oluşması ancak toplumda virüse karşı bağışıklık sistemini geliştirenlerin yüzde 70’e ulaştığında mümkün. Aynı bilim kurumunun daha iki gün önce yayınladığı bir raporda 11 Mayıs’ta Covid-19’a karşı bağışıklık sistemini geliştirenlerin ancak yüzde 6’ya ulaşacağı belirtiliyor. En fazla virüslü vakanın yaşandığı ve hastanelerin yoğun bakım servislerinin tıklım tıklım dolu olduğu Ile de France ve Grand Est bölgelerinde bile bağışıklık sistemini geliştirenlerin 11 Mayıs’ta sadece yüzde 12’ye ulaşacakmış. Bu da okulların açılmasıyla birlikte ikinci bir dalganın kaçınılmaz olduğunu ve okulların açılmasını izleyen iki hafta içinde on binlerce insana virüse bulaşacağını anlamına geliyor. Bu veriler ışığında okulların bu şekilde açılma kararının sorumsuzca bir karar olduğunu belirtebiliriz. 

Çocukları okula göndermek zorunda mıyız? 

Elbette her anne – baba çocukları için tedirgin ve birçoğu çocuğunu okula gönderme taraftarı değil.
Peki göndermek zorunda mıyız? sorusu bizlere sık sık sorulan bir soru. Bu soruya iki boyutta cevap verile bilinir. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki 3 ile 16 yaşı arasında okula gitmek bir zorunluluktur. Dolayısıyla evet okullar açıldığında çocukların okula gitmesi gerekiyor. Eğer gitmediği durumda okul idaresi çocuğun yokluğunu teyit eder ve aileyi en kısa süre içinde bunun nedeni bildirmeye davet eder. Bu uyarı iki defa yapıldıktan sonra müdür durumu Rektörlüğe bildir, bu ise aileye göndereceği bir uyarı mektubundan sonra Çocuk hakimini devreye sokar. Tüm bu süreç en azından 3-4 ay sürer. Yani bugün açısından bunun yapılması zor. Üstelik okul idarelerinin bu aralar başlarını kaşıyabilecekleri zamanları yok.
Bu kadar tedirginliğin olduğu koşullarda, o kadar çözülmesi gereken sorunların olduğu şu günlerde bununla uğraşmaları da çok zor. Üstelik gelen tepkiler üzerine Eğitim bakanı Jean-Michel Blanquer tüm çocukların okulda sürekli bulunması gerekmediğini, bunların bir kısmının evlerinden ders çalışmaya devam edebileceğini ifade etti. 

Eğer çocuğunuzu okula göndermek istemiyorsanız, en uygun olanın aile doktorunuzdan evde birisinin sağlık sorunu olduğunu belirten bir mektup almanız yeterli olur. Eğer bu mümkün değilse çocuğunuzun öğretmeni ya da okul idaresiyle irtibata geçin ve tedirginliğinizi onlara bildirin.
Anlayışla karşılayacaklardır. Önemli olan sağlıktır. 

Laisser un commentaire

Votre adresse e-mail ne sera pas publiée. Les champs obligatoires sont indiqués avec *