18 octobre 2021

Fransa'da Yaşam

La Vie en France (aylık fransızca ve türkçe gazete)

İşçi sınıfının ilk iktidarı Paris Komününe giden yol

Deniz UZTOPAL
Tarih Doktoru – Paris-Creteil Üniversitesi (UPEC) öğretim görevlisi

21 ile 28 Mayıs 1871 arasında Paris sokaklarında on binlerce insanın katledilmesiyle sonuçlanan Paris Komünü, 18 Mart’tan itibaren tam 10 hafta boyunca işçi sınıfının kendi özlemlerini hayata geçirmeye çalıştığı ilk iktidar deneyimidir. 1789 büyük burjuva devriminin yanı sıra Komün, Fransa tarihinin büyük en iki devriminden birisidir.  Parisli işçi ve emekçilerin devrimidir fakat tüm dünya işçi sınıfının özlemlerini hayata geçirme teşebbüsüdür. Ulusal birçok özellik taşır elbette fakat aynı sıra da uluslararası bir harekettir, zira saflarında yabancı uyruklu Belçikalı, Polonyalı, Rus, İtalyan, Macar gibi birçok emekçi savaşmış, hatta önemli sorumluluklar üstlenmiştir. 

Bu deneyimin birçok eksikliği hiç kuşkusuz vardır, fakat ilk defa işçi sınıfı kendi devrimci iktidarını kurmuş ve 72 gün boyunca aldığı önlemlerle sonraki kuşaklar için büyük bir esin kaynağı olmuştur. Bu yıl Covid-19 pandemisinden dolayı kutlamalar gerçekleşememiştir, fakat gelecek yıl bu deneyimin 150 yıl dönümü vesilesiyle büyük etkinlikler şimdiden planlanıyor. 

Komüne giden uzun yol: proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak mücadeleye atılması

1871’de Fransa, Aralık 1848’de kurulan II. Cumhuriyet’in seçilmiş Cumhurbaşkanı Louis-Napoleon Bonapart’ın 2 Aralık 1851 gerçekleştirdiği darbesiyle kurulan II. İmparatorluk rejimiyle yönetilir. Bu dönem Fransa’da kapitalizmin geliştiği, ülkenin büyük bir sanayi güç haline geldiği ve buna bağlı olarak da işçi sınıfının nitel ve nicel olarak büyüdüğü bir dönemdir. Yalnız II. İmparatorluk 1860’ların ikinci yarısından itibaren ağır siyasi ve ekonomik bunalımlar geçirir ve giderek burjuvazinin ve orta burjuvazinin desteğini kaybeder. Burjuva muhalifler adını Radikalizm diye adlandırdıkları bir akım içinde örgütlenir ve giderek Cumhuriyet fikrini benimserler. Bunlar 1869 genel seçimlerinde, özelliklede büyük kentlerde önemli bir başarı elde ederek yasama meclisinde 30 koltuk kazanırlar.  

İşçi sınıfın mücadelesi de aynı dönem artar. Yaşanan “sanayi devrimi” büyük sanayinin büyümesi ve yoğunlaşmasına neden olmuş, eski küçük zanaat ve esnaf üretim biçimlerini ortadan kaldırmamasına karşın; işçi sınıfı nicel ve nitel olarak büyütmüştür. 1866 yılında, 37 milyon nüfuslu Fransa’da beş milyona yakın, 1,850.000 nüfuslu Paris’te ise 442.000 işçi vardır. Fakat bunun ezici çoğunluğu küçük işyerlerinde çalışan işçilerdir. Ülkede yaşanan 1857 ekonomik krizinden sonra işçi sınıfının mücadelesi de artmıştır. Napolyon III’ün iktidarı, 30 Mart 1864 günü onaylanan bir yasayla, sendikal kuruluşların yasal olarak tanınmasını hala kabul etmese bile en azından tolerans göstereceğini resmen ilan etmek zorunda kalmıştır. Yine, 25 Mayıs 1864’de “koalisyon” hakkını, yani birlikte hareket etme, fiili olarak grev yapma hakkını da kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu kazanımlar 1848’de büyük bir yenilgi alan işçi sınıfı açısından önemli başarılar olduğu gibi artan ve sertleşen mücadelelerin sinyalini de vermiştir. 

Fakat işçi sınıfının hala bağımsız bir siyasi partisi yoktur ve küçük burjuva ideolojileri egemen olmaya devam eder. 

Proletarya içinde örgütlü olan üç akım

Mücadelenin yükseldiği, iktidarın bunalım içinde olduğu ve birçok alanda geri adımlar atmak zorunda kaldığı bu koşullarda işçi sınıfı içinde örgütlü olan ve onu etkileyen üç ana akım vardır.

Louis Auguste Blanqui

Bunlardan birincisi Auguste Blanqui’nin doğal önderi olduğu “Blankiciler” akımıdır. Bu akımın en temel özelliği dar, gizli örgütlenmeleri savunuyor olmasıdır. Onlara göre az sayıda kararlı, tecrübeli ve iyi örgütlenmiş kişi halk kitlelerini devrim mücadelesine çekebilir, iktidarı ele geçirebilir ve yıkılmayarak uzun süre iktidarda kalabilir. Bu akımın en temel sorunu, gözlerini geleceğe değil geçmişe, yani 1793 anayasasına ve baböfcülüğe (Gracchus Babeuf ‘ün düşünceleri – daha detaylı bilgi için şuraya bakıla bilinir- https://maitron.fr/spip.php?article25532) dikmiş olmasıdır

Pierre Joseph Prudhon

İkinci akım ise Pierre Joseph Prudhon’un önderlik ettiği akımdır. ‘’Prudonculuk’’ büyüyen sanayi karşında iflas eden ve proleterleşen küçük esnafların korkusunun düşüncesi olarak ortaya çıkmıştır. Onlara göre kapitalizm ortadan kaldırılmalıdır fakat ona karşı verilecek bir mücadele ile değil, devletin kuracağı bağımsız üretim kooperatiflerine bankaların vereceği faizsiz kredilerle geliştirilecek yardımlaşma ve dayanışma örgütlenmeleriyle kaldırılacaktır. İşte bundan dolayı Prudoncular küçük üretimi savunur ve bu çizgilerinden dolayı örneğin işçilerin grev yapmasına, hatta kadınların çalışmasına karşıdırlar. 

Karl Marx ve Friedrich Engels

Üçüncü akım ise 1848’den itibaren kuruluşunu ilan eden fakat Fransa’da hâlâ çok cılız olan bilimsel sosyalizmdir. Buna göre işçi sınıfı kendi bağımsız siyasi örgütlenmesini kurmalı ve kendi sınıf çıkarları için mücadele ederek kapitalist üretim ilişkilerini parçalayarak tüm insanlığı kurtaracaktır. Karl Marx ve Friedrich Engels’in kurduğu bilimsel sosyalizmin savunucuları 28 Eylül 1864’de Londra’da kurulan Birinci Enternasyonal ya da Uluslararası Emekçiler Derneğinde örgütlenirler ve 1865 yılında Fransız seksiyonu kururlar. Fakat Enternasyonal’in ilk üç kongresinde (Cenevre -Eylül 1866, Lozan-Eylül 1867 ve Brüksel-Eylül 1868), prudoncular hala egemen olmaya devam eder.

Eugène Varlin

Fakat grevlerin yükseldiği koşullarda prudoncuların grevlere karşı aldığı tavır Eugène Varlin gibi birçok mücadeleci önder işçiyi onlardan uzaklaştır ve bilimsel sosyalizme yakın bir çizgiye gelmelerini sağlar. Enternasyonal’in büyümesi III. Napolyon iktidarını da rahatsız eder ve yöneticilerine karşı tam üç defa dava açılır (Aralık-Mart 1867, Mayıs 1868, Haziran-Temmuz 1870). Paris Komününden önce başta Paris, Lyon, Marsilya ve Rouen olmak üzere birçok büyük kentte Enternasyonal’in Fransa seksiyonunun 300 000’e yakın üyesi vardır fakat bunlar içinde hala ideolojik kafa karışıklığı egemendir. 

Bu üç akım arasında birçok bağ vardır, birlikte yürütülen onlarca mücadele esnasında birbirlerini etkiler ve işçi sınıfının eğilimlerini anlama açısından önem taşırlar. 

İmparatorluğun yıkılışı ve ‘’Ulusal savunma hükümeti’’ nin sınıfsal ihaneti

Ulusal Savunma Hükümeti

Ülke içinde sosyal hoşnutsuzluğun arttığı, büyüyen işçi sınıfının mücadelesinin giderek keskinleştiği ve burjuva sınıfının desteğinin büyük oranda yıprandığı bu koşullarda III. Napolyon dikkatleri başka yöne çekmek ve ülkeyi kendi etrafında birleştirmek için bir savaşa ihtiyacı vardır. 19 Temmuz 1870’de Prusya’ya karşı gerici bir hanedan savaşı başlatır. Fakat Fransız orduları ilk haftalarda büyük bozgunlara uğratılır ve 2 Eylül’de İmparator Sedan kentinde rehin düşer. Paris’te iktidar ilk başta bu haberi halktan gizler, fakat bu çok uzun süremez ve 4 Eylül’de haberi duyan Parisliler Meclis’i basar ve “Cumhuriyet’in” ilan edilmesini mecbur kılarlar. 4 Eylül devrimiyle İmparatorluk yıkılmış ve yerine 3. Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bunun ilanı Paris belediyesi önünde yapılır ve aynı anda bir “Ulusal savunma hükümeti” kurulur. Bunun başına monarşist Trochu getirilir ve hükümet ağırlıklı olarak burjuva cumhuriyetçilerden oluşur. Başta Trochu olmak üzere Favre, Picard gibi birçok bakanın esas hedefi Prusya’yla derhal barış sağlamak ve giderek tehlikeleşen halk öfkesini bastırmaktır. Fakat Fransa’nın Alsace-Loraine bölgelerini istila etmek ve ağır yenilgi koşulları dayatmak isteyen Bismarck’a karşı halk vatanı savunma eğilimindedir. Sözde “ulusal savunma hükümeti” halkın eskisi gibi yönetilmeyi kabul etmediğini görür ve kendi sınıfsal çıkarlarından dolayı bir an önce ne pahasına olursa olsun Prusya ile barış gerçekleştirme eğilimindedir. 31 Ekim’de gerçekleşen bir halk isyan esnasında Paris belediye binası ele geçirilir ve orada bulunan bakanlar kısa bir süreliğine rehin bile alınır. ‘’Ulusal savunma hükümeti’’ için artık Prusya’ya karşı savaşı bir an önce durdurmak ve burjuva iktidarı için bir tehdit olan halk hareketine ezmek birincil görev olmuştur. Bismarck’la ne pahasına olursa olsun acilen barış sağlamak sınıfsal bir zorunluluktur ve gizli görüşmeler için monarşist Adolphe Thiers görevlendirilir. 

Adolphe Thiers

Bir yandan halktan gizli görüşmeler sürerken diğer yandan hükümet derhal ‘’barış sözleşmesinin’’ imzalanmasını kabul etmesi için ordunun, mümkün olan askeri zaferlerin bile büyük katliamlarla sonuçlanmasına kadar giderler. 28 Kasım-2 Aralık arası, Champigny çatışması ile 21 Aralık’takı Stains-Le Bourget çatışmasının başarısızlığı bunun en somut örnekleridir ve yaşanan bu katliamlarda generallerin sorumlulukları apaçık ortadır. Artık halkın ve hatta ordu içinde binlerce subayın iktidara güvenci tamamen sarsılmıştır. 

19 Eylül’den bu yana kuşatma altında olan Paris, 5 Ocak 1871’den itibaren her gün bombalanır. Paris halkı açlık ve yoksulluğa maruz kalır ve sanki buda yetmemiş gibi çok nadir görülen bir kış soğukluğu yaşanır. Paris proletaryası açlık ve bombalarla terbiye edilmek istenir. 22 Ocak’ta kimi Ulusal muhafızların desteklediği bir isyan gerçekleşir fakat iktidarı destekleyen ve kendisini hala prudoncu olarak tanıtan bir provokatörün yığınlar üzerine ateş açmasından dolayı Büyük şehir belediyesinin önünde çatışma çıkar ve onlarca insan katledilir. Bu hükümetin açısından tam bir fırsattır ve birçok gazete ve işçi kulüpleri yasaklanır, halk önderi tutuklanır. Halk hareketinin kısmen ezildiği ve püskürtüldüğü bu koşullarda, 28 Ocak 1871’de hükümet teslim şartlarıyla birlikte ateşkes imzalar. Anlaşmada, 12.000 kişilik bir tümen dışında Paris ordusu teslim olur ve 200 milyonluk bir savaş zarar ödentisi kabul edilir, fakat Parisli Ulusal Muhafızın topları-tüfekleri olası bir isyana yol açmamak için şimdilik elinde kalır. Fransa ordusu ateşkes imzalamış, elindeki silahları teslim etmiş fakat Paris halkı, Ulusal muhafızlar silahlarını teslim etmemiştir.

Monarşistler iktidara gelir

Bismarck barış müzakeresini seçilmiş bir Meclis’te yürütmek ister ve ateşkes anlaşmasında Fransa’nın en kısa süre içinde seçimleri tertiplenmesi de vardır. İşgal ve hiçbir kampanyanın yapılamadığı, Prusyalı orduların resmi adayları desteklediği koşullarda gerçekleşen 8 Şubat seçimlerini beklendiği gibi monarşistler kazanır (630 milletvekilinin olduğu bir Meclis’in 400’ü monarşisttir). 225 milletvekili ile Fransa tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar büyük toprak soyluları temsil edilir. Bunlara karşı 250 tane Cumhuriyetçi milletvekili vardır. 

Bu monarşist Meclis 12 şubatta Paris’ten uzak Bordeaux kentinde toplanır ve Adolph Thiers’i ‘’Yürütme başkanı’’ seçer. Thiers önüne iki amaç koyar, bunlardan birinci en kısa süre içince Prusya’ya barışı imzalamak ve hemen ardından ise Paris’in isyankâr halkını ezmektir. 

26 Şubat günü Thiers ile Bismarck arasında barış antlaşmasının ön koşulları imzalanır ve artık sıra Paris halkını ezmeye gelir. Yeni Meclis ilk oturumunda emekçi halka karşı bir dizi önlemleri onaylayarak (savaş esnasında onaylanmış kira ödemeleri ertelenmesinin durdurulması; gecikmiş kiraların ödenmesi, kuşatma sırasında vadesi gelmiş bulunan ticaret senetlerinin faizleri ile birlikte ödenmesi, Ulusal Muhafızın “otuz franklık” günlük yevmiyesinin kesilmesi) emekçi bir siyaset izleyeceğinin mesajını verir. Thiers, Paris polis Valiliğine (Prefet de Police), Paris Valiliğine (Gouverneur de Paris) ve Ulusal Muhafızın başına 3 bonapartçı gericiyi atayarak halkın burnunu sürme hazırlıklarına hızlıca başlar. 1 Mart’ta Meclis Alsace ve Lorrain bölgelerini Prusya’ya veren ‘’barış anlaşmasını’’ onaylamak için toplanır ve tüm Paris milletvekilleri buna karşı çıkarlar (Bunlar arasında Louis Blanc, Georges Clemenceau, Victor Hugo, Henri Rochefort gibi aydınlar da vardır). Fakat 546 milletvekilinin onayıyla anlaşma onaylanır, bunu kabul etmeyen ve çoğunluğunu Paris milletvekillerinden oluşan 30 milletvekili istifa eder. 

İstifa eden bu ilerici milletvekillerinin ayrılmasıyla daha da gericileşen Ulusal Meclis 10 Mart’ta 427 oyla Bordeaux’dan Fransız krallığının başkenti olan Versailles kentine taşınmayı onaylar. Cumhuriyetçiler ve Paris halkına verilen mesaj apaçık ordadır. Fakat bununla da sınırlı kalınmaz, 11 Mart’ta hükümet 31 Ekim 1870 ayaklanmasının önderlerini ölüme mahkûm eder ve hemen ardından emekçilerin sesini kesmek için 6 cumhuriyetçi gazeteyi yasaklar. Monarşistler Cumhuriyete karşı savaş açmış ama önce Paris emekçi halkını silahsızlandırarak ezmesi gerekir. Bunu 18 mart sabahı yapmaya çalışır fakat o döneme kadar yaşanmış en büyük proletarya devriminin patlamasının kıvılcımını çakmış olur. 

1 thought on “İşçi sınıfının ilk iktidarı Paris Komününe giden yol

Laisser un commentaire

Votre adresse e-mail ne sera pas publiée. Les champs obligatoires sont indiqués avec *