6 décembre 2021

Fransa'da Yaşam

La Vie en France (aylık fransızca ve türkçe gazete)

ERDOĞAN VE MACRON ATIȘMASINDAN BİZ GÖÇMENLERİN PAYINA DÜȘENLER

İbrahim Balcı

Erdoğan’ın sataşmadığı ülke ve lider kalmadı neredeyse. 

Tıpkı, sokağın bașını tutmuș, gelene geçene satașan bir sokak kabadayısı gibi. 

Tabi bu satașmaların büyük çoğunluğunun iç politikaya ve halkın gözünü boyama yönelik olduğu da ișin bașka bir boyutu. 

Son olarak da Fransa’ya ve Macron’a satașmıștı. 

Fransa’da bir öğretmenin canice katledilmesiyle birlikte Erdoğan-Macron polemikleri bir başka safhaya çıktı.  

Ardından Nice șehrinde bir saldırı gerçeklești.

Eș zamanlı olarak Lyon șehrinde AKP’li ve MHP’li bir grubun Ermeni anıtına saldırmasıyla bașlayan olaylar, daha sonra Lyon’da yașayan Ermenilerle karșılıklı çatıșmalara dönüșmüștü.  

Yine birkaç ay önce AKP’li ve MHP’li grubun Avusturya’da kadınların yürüyüșüne ve demokratik İșçi derneklerine saldırması da akılda kalanlardan. 

Son olarak Avusturya’nın bașkenti Viyana da gerçekleșen din adına yapılan, fașișt terör saldırıları yașandı. 

Bütün bu olup bitenleri Dünyadaki emperyalist rekabet, egemenlik ve savaș politikalarından bağımsız düșünmemek gerekir elbette. 

Bunu, konunun bir bașka boyutu olarak bir kenarda tutalım. 

Fakat, bütün bu olayları ve gelişmeleri bir arada düșündüğümüzde ne gibi sonuçları olacak ve biz göçmenlerin payına neler düșecektir? 

Tüm bu yașananlara aklı selim ve objektif olarak bakan herkes șunları söyleyecektir… 

Avrupalı halklar, bașta müslüman ülkelerden gelenler olmak üzere göçmenlere karșı daha fazla hoșgörüșsüz ve önyargılı olacaklardır. 

Irkçı ve gerici örgütlenmeler daha fazla güçlenmiş olacak. 

Böylesi bir toplumsal ve siyasal iklim ortamında, hem yerli hem de göçmen kökenli ırkçı ve din adına hareket eden fașișt örgütlenmeler karșılıklı birbirini besleyip güçlenmeye devam edecekler. 

Ve bu durum yeni çatıșmaları, gerginlikleri ve huzursuzlukları tetikleyecektir. 

Yabancılar ve göçmenler hakkında daha sert yasalar ve uygulamalar devreye girecektir. 

Farklı inanç ve uluslardan halklar arasında karșılıklı önyargılar güçlenecek, düșmanlıklar ve gerginlikler artacaktır. 

Bundan en çok zarar görenler ise emekçi halklar ve biz göçmenler olacağız. 

Șunu unutmayalım ki; AKP, MHP gibi ırkçı ve kıșkırtıcı örgütlenmelerin Avrupa’da güçlenmesi yerli ırkçılığın daha fazla güçlenmesini beraberinde getirecektir. 

Erdoğan’ın o kıșkırtıcı çıkıșları buradaki kendi destekçilerini daha fazla saldırganlaștırdığı gibi, dinci terör saldırılarına da daha fazla cesaret vermiș oluyor.

Dolayısıyla, bu saatten sonra Avrupa’daki bu tür ırkçı kıșkırtıcı parti ve örgütleri desteklemek demek kendi geleceğimizi köstelemek demek olacaktır. 

İȘİD, EL KAİDE türü dinci terörün saldırıları artıkça can güvenliğimiz bașta olmak üzere gerilim ve kaoslarla dolu bir gelecek bizi bekliyor demektir. 

Bu gerici-dinci saldırılara karșı, biz göçmenlerden güçlü kınama ve protesto sesleri çıkması gerekiyor. 

Aksi takdirde, Avrupa halklarının gözünde bizim de bu gericiliğin potansiyel destekçileri olduğumuz düșünülecektir.

Bütün bu gerici saldırıları ve örgütlenmeleri en bașta göçmenler olarak biz kınamalıyız, birleșip protesto etmeliyiz. 

Camilere gidip dini vecibelerini yerine getiren sıradan dindarlar, cami cemaatleri ve imamları bu saldırıları ve barbarlığı kınamalıdır. 

Hemde en yüksek bir sesle, en görünür bir șekilde yapmalıdırlar bunu. 

Her saldırı sonrası bu caniliği kınama ve lanetleme sesleri yükseldiğinde bir nebze de olsa göçmenlere karșı olușan önyargılar boșa çıkarılmıș olacaktır.

Sadece bununla kalmamalıyız, sendikalarla, ilerici yerli demokratik örgütlenmelerle bağlarımızı daha fazla güçlendirmeliyiz. 

Ancak o zaman her türden ırkçı saldırı ve gelișmeler karșısında daha güçlü  olabiliriz. 

AKP li, MHP li CHP li gibi Türkiye politikaları üzerinden çeșitli kamplara bölünüp birbirimizi yiyeceğimize, yönümüzü yașadığımız ülkeye dönelim biraz. 

Buradaki sorunlarımız etrafında birleșelim. 

Irkçılığa, ișsizliğe, hak gasplarına karșı sendikalar ve yerli emekçilere birlikte buradaki geleceğimiz için mücadele edelim. 

Bir yandan da Türkiye’deki İșçi ve emekçilerin hak ve demokrasi mücadelesini desteklemeyi de sürdürmeliyiz elbette. 

ERDOĞAN MACRON DÜELLOSU 

Gelelim Erdoğan ve Macron’un yarım kalmış düellosunun ne anlama geldiğine.. 

Her ikisinin de ülkelerini tek bașına yönetme egosu çok yüksek. 

İkisi de parlamenter çoğulculuğu bile bir yük ve hantallık olarak görüyor.

Bu nedenle, ikisi de halkın oyuyla seçilmiș olan meclisi devre dıșı bırakıyor, kararnamelerle yönetiyorlar ülkelerini. 

Elbette, Erdoğan bunu daha açık daha sistematik ve hoyratça yaparken, Macron’un da kimi icraatlarıyla bu tür eğilimlere hevesli olduğu gözlerden kaçmıyor. 

Tek adam meselesinde Erdoğan çoktan atı alıp Üsküdar’ı geçmiști bile. 

Macron ise, bu konuda henüz yolun bașındayken büyük oranda halk desteğini kaybetmiș durumda. 

Arkasında ki tek destek sermaye sınıfı ve medyası. 

Erdoğan ise sermaye ve medya desteğinin yani sıra, dini ve milli duygularını kașıdığı ve okșadığı halkın bir kesiminin hala desteğini almaya devam ediyor.

Fakat giderek derinleșen ekonomik krizle birlikte Erdoğan’ın halk desteği de her geçen gün eriyor. 

Özetle, ikisi de ülkesine, yurtașlarına güven ve huzur veren bir pozisyondan çok uzaklar. 

Her ikisi de halkının büyük çoğunluğunun desteğini ve saygınlığını yitirmiș durumdalar. 

Türkiye’de 2019 Mart’ında, Fransa’da ise 2020 Mart’ında yapılan belediye seçimlerinden ikisi de büyük yenilgi ile çıktılar. 

Dolayısıyla, ikisi de halkın ve emekçilerin gerçek gündemlerini sessize alıp gerilimi ve gürültüsü daha yüksek gündemlere ihtiyaç duymaktalar.

ERDOĞAN SÜREKLİ GERİLİM VE DÜȘMAN ÜRETİYOR

Erdoğan iktidarı son yıllarda içeride ve dıșarda sürekli gerilimler yaratarak ayakta kalmaya çalıșıyor. 

Çünkü, ülkede hak, hukuk, adalet yerlerde sürünüyor. 

İșsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk diz boyu. 

Halkta bir homurdanma bașlamıș ve giderek çığlıklara dönüșüyor. 

Artık, evimize ekmek götüremiyoruz çığlıkları Erdoğan’ın burnunun dibine kadar dayanmış durumda. 

Erdoğan ise, ișsizliğe, yoksulluğa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karșı birikmiș olan bu çığlıkları bașka ülkelerle gerilimler yaratıp savaș çığırtkanlıklarıyla bastırmak istiyor.  

Ülkenin, sürekli iç ve dıș düșman tehdidi altında olduğu fikrini diri tutmaya çalıșıyor. 

Çünkü, gerilimli ve bir savaș iklimine hapsolmuș bir ülkede halkın her türden itirazını ve isyanını dıș güçlerin kıșkırtması ile vatan hainliği bahanesiyle bastırmak en kolay yoldur. 

Erdoğan da iktidarını ayakta tutmanın yollarından biri olarak bunu yapıyor. 

Bu yüzden, hiç durmadan sürekli korku ve endișelerle dolu, maceralı süreçlere sürüklüyor ülkeyi.   

Tıpkı acemi bir bisiklet sürücüsünün sürekli pedal çevirmek zorunda olması gibi. 

Durduğunda düșecek çünkü. 

Erdoğan da düșmemek için sürekli bol gerilimli savaș pedalı çeviriyor. 

MACRON’UN ROLÜ VE AÇMAZLARI

Fransa’da merkez sağ ile merkez solun çökmesinin sonucunda doğan boșluğu sermaye medyası Macron’u allayıp pulluyarak piyasaya sürmüștü. 

Çünkü Fransız sermayesi, Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olan Fransa’nın diğer ülkelere göre neoliberal reformlar yapmakta geç kaldığını düșünüyordu. 

Sağlık, eğitim, emeklilik ve çalıșma hayatı ve yasalarının hala kamucu, halkçı olduğunu ve bu durumun bir an önce değișmesi ve sermayenin hizmetine sunulmasını istiyorlardı. 

Geçmiș hükümetler orasından burasından epeyce budamıșlardı bu  « kamucu » sistemi. 

Fakat sermaye için istenilen düzeye bir türlü gelmemiști bir türlü. 

Çünkü her defasında güçlü bir ișçi ve emekçi direniși ile karșılașmıșlardı. 

Fransız sermayesi yarım kalmıș bu ișlerini yaptırmak için Macron’u iktidara tașımıștı.

Macron da gözünü kararttı ve bu büyük saldırı dalgasını bașlatarak sermayeye olan diyet borcunu ödemeye giriști. 

Sermayenin adını reform koyduğu, ișçi sınıfının yüz yıllık kazanılmıș haklarının bir çoğunu gerek kararnamelerle gerek çeșitli burjuva oyunlarla hayata geçiren Macron oldu. 

Bütün bunlarıda açıktan halkı ve ișçileri karșısına alarak yaptı. 

Macron’un halk desteğini bu kadar çabuk kaybetmesi sermaye için çok da önemli değil.

Önemli olan, Fransız sermaye sınıfının hedeflerine büyük oranda ulașmıș olmasıdır.

Dolayısıyla, tıpkı Erdoğan gibi Macronun da halka anlatabileceği yeni ve inandırıcı bir hikayesi kalmamıștır. 

Laisser un commentaire

Votre adresse e-mail ne sera pas publiée. Les champs obligatoires sont indiqués avec *