18 octobre 2021

Fransa'da Yaşam

La Vie en France (aylık fransızca ve türkçe gazete)

Araştırmacı-yazar Erwan Kerivel ile söyleşi

Erwan Kerivel

Kitaplarında Alevilik üzerine araştırmalarını konu alan Fransız yazar Erwan Kerivel, Fransa’da Yaşam’a konuk oluyor. Kerivel, söyleşisinde, azınlık haklarına saygının önemini vurgularken ve öteki olarak görülen hiçbir toplumsal grubun bir tehlike gibi algılanmaması gerektiğinin altını çiziyor

◼ Söyleşiyi yapan Cemal İncisoy ve Senem Örnek

Lire l’interview en français

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? 

1972 yılında, öğretmen olan Brotonyalı bir babanın ve sekreter olarak çalışan İspanyol bir annenin evlatları olarak, paris bölgesinin en büyük ve en yoksul banliyölerinden birinde (Aubervilliers’de) doğdum. Her ikiside emekçi ve komünist olan babaannem ve anneannemin büyük katkılarıyla daha idealist bir kişiliğe sahip oldum, özellikle de ailesi ile birlikte faşist Franco İspanyasından kaçmak zorunda kalan anneannem sayesinde. Evimizde Fransızca konuşulurdu ancak annem ve babam kendi ebeveynleriyle yalnız kaldıklarında ya Brotonca ya da Galiçyaca  (İspanya’nın batısında ki Galiçya bölgesinde konuşulan dil) konuşuyorlardı. Şu anda 48 yaşındayım, Nantes’da yaşıyor ve SNCF de demiryolu işçisi olarak çalışıyorum. Yaklaşık yirmi yıldır da hayatımın büyük bir bölümünü kaplayan Alevilik üzerine araştırmalar yapıp kitap yazıyorum. 

İspanyol bir anne ve broton bir babadan oluşan bir ailenin ferdi olarak Aleviliğe olan ilginiz nasıl başladı? Ve sizin kişisel gelişiminizde Aleviliğin belirgin etkileri oldu mu? Olduysa bu etkenlerden bahsedebilir misiniz?

Fransa’daki Alevi toplumu ile tanışmam iki aşamalı olarak gerçekleşti. Onlarla olan ilk diyaloğum bir restoranda çalışan Pazarcık’lı kürt-alevilerle oldu. Onlardan, Türkiyedeki terörle mücadele yasalarının sonucu olarak, kendi yurtlarında maruz kaldıkları baskıcı politikalardan haberdar oldum. O dönemlerde çok sayıda kürt, Avrupa ve Fransa’ya gelip siyasi sığınma başvurusunda bulunmaktaydı ve ben de doğal olarak başvuru dosyalarının daha kabul edilebilir hale gelmesi için onlara yardım ediyordum.  Çok az seviyede Fransızca biliyor olmalarından dolayı onlarla olan diyaloğum çerçevesinde Türkçe öğrenmeye başladım. Daha sonra arkadaşlığa dönüşen bu ilişkilerde bana Alevilikten bahsettiler. Aynı dönemde buna paralel olarak, Dersim’den Konya bölgesine sürgün edilen Alevi bir aileyle tanıştım ve yine aynı yıllarda  « başvurusu reddedilmiş sığınmacılar » olarak adlandırılan, bu gün ise « kağıtsızlar » olarak bilinen, sığınmacı olayları, 1992 deki açlık grevleriyle birlikte yeni bir ivme kazanmıştı. Nantes’daki sayıları 30u aşan bu grevcilerin büyük bir çoğunluğunu Aleviler oluşturmaktaydı, ben de  33 günlük açlık greviyle onların eylemlerine  destek vermiş oldum.

Erwan Kerivel’in desteklediği 1992 yılındaki kağıtsızların açlık grevlerinden bir gazete küpürü

Aleviliği anlama konusunda daha yönlü analizler yapabilmeniz için nasıl araştırmalara yöneldiniz? Ne tür argümanlar kullandınız? Bu araştırmaları yaparken Fransa’da yaşayan biri olarak gerek yazılı gerekse sözlü kaynaklara ulaşmada sorun yaşadınız mı? Yaşadığınız bu sorunlar başlıca neler oldu? 

Fransızcada bu kültürel zenginliği anlatacak hiçbir eser yada kitabın olmadığını fark ettiğimde, diğer taraftan burada yaşayan Alevi gençlerinin de   yaşadıkları semtlerde veya okullarındaki arkadaşlarına kendi kültürlerini anlatan bu eserlerin yokluğundan yakındıklarını öğrendim, sonuç olarak da bu olağanüstü kültürü, kendi kişisel çabalarımla, Fransız kamuoyu ile paylaşmak istedim.

Fransızca, Türkçe, İngilizce ve Almanca gibi farklı dillerde yayınlanmış çokça yazı ve kitaplar üzerinde çalıştım ve Alevilerle daimi bir diyalog sağlayıp onları daha iyi tanıyabilmek için Türkiye’ye defalarca yolculuk yaptım. Onların yöresel farklılıklarını ve akademik araştırmaların doğrulunu yerinde gözlemledim. 10 yıl boyunca, Türkiye’nin batısında bulunan Kemalpaşa, Elmalı güneydoğuda Narlı, Pazarcık ve yine güneyde Samandağ, Doğuda Dersim gibi alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde onlarla tanıştım, kaynaştım. Suriye ve Lübnan Alevileri ile ilgili çalışmalarım için bu ülkelerde  yaklaşık bir yıl kaldım.

Yazılı arşivler, genelde, kendi döneminin tarihi verilerine ve yazarın bakış açısına göre yorumlanmış oluyor. Alevilikle ilgili kaynaklar oldukça fazla, fakat teorik sonuçları farklılık gösterebiliyor, örneğin; bu inancın islamiyete göre yorumlanması ya da islamiyetin dışında değerlendirilmesi, bektaşilikteki anlamı, Hristiyanlık yada Fars Zerdüştlüğündeki kökenleri, gibi.. Ve maalesef birçok yazarın, Alevi inancının derinliğini ve manevi değerlerini daha iyi  anlayabilmek adına hiçbir alan çalışması bulunmuyor.

Araştırmalarınız için Anadolu’ya Alevilik temalı geziler yaptığınızı biliyoruz bu gezilerdeki gözlemleriniz ile ilgili ve özellikle Anadolu kırsalında yaşayan Alevilerin doğayla olan ilişkisi üzerine neler söyleyebilirsiniz? 

Alevilik inancı doğanın dört unsuru üzerine kuruludur; ateş, toprak, hava, su ve doğanın bütün unsurlarına duyulan aşk. Alevilikte doğanın armonisi ile ilgili yapılan araştırmalar, ağaçlara, çiçeklere, dağlara, nehirlere olduğu gibi hayvanlara olan saygıyı da kutsal bir görev olarak vurgular. Birçok alevi dostumun söylediklerine göre, onların atalarının inançlarına göre tanrı; “tabiata yaşam ve bereket veren, ısısıyla toprağı yeniden canlandıran ve suyunu gökyüzünden yeryüzüne yağdırarak fidanları yeşerten güneş “imiş.

İbadet yerleri tamamen doğal alanlardan oluşur: su(nehir) gözeleri, kayalıklar  kutsal ağaçlar, veya dağlar gibi. Bunlar alevi toplumunun günlük yaşamlarındaki gerekli unsurlardır.  Bir Alevi dedesinin bana anlattığı felsefi içeriğe göre; Üçler: vücut, can ve ruh, ama aynı zamanda yaşamı yaratan erkek, kadın ve çocuk anlamına da gelir. Beşler: Bunların dördü doğa unsurlarından oluşur (hava, ateş, su ve toprak) beşincisi ise Üçlerden hayat bulan insan. Yediler ise doğanın dört elementi ve yine yaşamı yaratan kadın, erkek ve çocuktan oluşuyor.

Avrupa’da yaşamakta olan alevilere dönecek olursak onlarla ilgili neler düşünüyorsunuz? Sizce Avrupa’daki aileler hem aleviliği yaşama adına hem de Avrupa toplumuna uyum sağlama konusunda ne tür sorunlar yaşıyor? Bu sorunların çözümleri size göre neler olabilir? 

Avrupa’da doğan genç Aleviler İle sohbetlerimde gördüğüm şey Anne ve Babalarının onlara kendi kültürlerini aktarımlarında, gençlerin Türkçe ve Kürtçeye, Fransızcadan daha az hakim olmalarından dolayı zorluklar yaşamaları. Bu, aslında Avrupa’da yaşamış olmanın asimilasyonik bir sonucudur. Böylece bizler gerçek bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Tanıdığım gençler, okul ve iş hayatlarında, Aleviliği çevresindekilere anlatabilmek için ciddi sorunlar yaşadıklarından bahsediyorlar. Doğal olarak kendi kültürlerine bağlılıklarını doğru bir şekilde ifade edemiyorlar. Böylelikle bu gençler, gelenekçi ve dışarıya kapalı olan ortadoğu toplumunun içerisinde kendilerine bir yer bulmaya çalışıyorlar. Ama aynı zamanda, aileleri ile doğdukları ya da büyüdükleri ülke arasında kendi kimliklerini yaratmaya da çalışıyorlar. Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı başkaldırıyı kendisine ilke edinen ve bütünüyle bir hoşgörü inancı olan Aleviliğin bütün evrensel boyutlarıyla anlatılması ve tanıtılması, yozlaşan insan ilişkilerinde çok büyük bir önem taşımaktadır. 

İnsanların kendilerini ifade edebilmeleri için faydalı ve gerekli olan İmam Ali’nin kılıcı Zülfikarı, vücuduna dövme yaptırmak ya da boynunda kolyesini taşımak gibi sembolik davranışlardan ziyade, bütünüyle bir kavrayış, Aleviliğin doğru anlaşılmasına katkı sağlayacaktır: Bu anlamda çok daha fazlasını yapmak, savunulması gereken bu ilkeleri yaşamak ve yaşatmak gerekiyor.

Kitaplarınızdan bahsedecek olursak, yayınlanana kadar nasıl süreçlerden geçtiler? Yayınlandıktan  sonra okurlardan nasıl yorumlar aldılar? Bunların içinde sizi şaşırtan tepkiler oldumu? 

İlk kitabım olan, Hak İnsandadır, Türkiye Alevileri ( La Vérité est dans l’Homme, les Alévis de Turquie) adlı kitabımda, Avrupa’da doğan ve büyüyen gençlerin sorularına cevap vermeye çalıştım. Zaten bu kitabıma en fazla ilgi gösterip okuyanlar da bu gençler oldu. Bir çoğu daha sonra benimle iletişime geçerek, daha fazla bilgi, tavsiye yada üzerinde çalışabilecekleri farklı kaynaklar konusunda çeşitli isteklerde bulundular.

Diğer kitaplarım içerik olarak biraz daha farklı. 

Güneşin Oğulları, Dersim Ermenileri ve Alevileri (Les Fils du Soleil, Arméniens et Alévis du Dersim) adlı kitabım, Türkiye’de hala bir tabu olan: 1915 Ermeni Soykırımı ve 1937-1938 yıllarında Dersimde gerçekleşen Alevi katliamını konu almakta. Bu tarihi kitap, Türkiye’de daha önce hiç kullanılmamış arşivleri içeriyor.

Gelincik Buketi, Alevi kadınlarının İfadeleri (Un bouquet de coquelicots, paroles de femmes Alevis) adlı kitabım, teorik olarak eşitlikçi olan Alevi toplumunda kadının genel durumuna tanıklık ediyor. Bu toplumnda patriarkal (ataerkil) ve feodal zihniyetten geriye kalanlara karşı  mücadele çağrısı yapan, feminist bir kitap.

Mitra’nın Kapısı, Aleviliğin Kökenleri (La Port de Mithra, aux Origines de l’Alevisme) adını taşıyan kitabım ise Alevilerin dini inançlarının kökenlerini konu alıp bu kökenlerin çok daha eski zamanlarda, Fars Zerdüştlüğünde aranması gerktiğini savunur. Bu kitap Alevilğin kökenlerini İslam içerisinde değil de bilhassa dışında aranması gerektiğine vurgu yapan bir kitaptır.

Erwan Kerivel kitaplarını tanıtırken

Bundan sonraki projelerinizde alevilik gündemini koruyor mu? Bu projelerden bahsetmek ister misiniz?

Hepimizin daima birçok projesi vardır (gülümseyerek)! Şu anda ondokuzuncu yüzyılın, Alevilerle ilgili tarihi kaynakları üzerinde çalışmaktayım aynı zamanda kendi kültür ve tarihlerini yazmak isteyen gençlere yardımcı oluyorum. Birçoğu kendi aile hikayesini anlatmak isterken, bir kısmı da üniversitelerde tez çalışmaları yapıyor. Onlara elimden geldiği ölçüde yardımcı olmaya çalışıyorum. Bunun dışında yaptığım araştırmalar ile ilgili de konferanslar veriyorum.

Fransa’da Yaşam adına size teşekkür etmeden önce, bu verimli söyleşiye eklemek istediğiniz birşeyler var mı? 

Bu söyleşi için Fransa’da Yaşama içten teşekkürlerimi sunuyorum ve umarım bu söyleşi, okurların Türkiyedeki azınlık haklarına saygının önemini daha iyi anlamalarına, ötekinin bir tehlike olarak düşünülmesinden artık vazgeçilmesine, Alevilerin kendi kültürlerini korkmadan daha özgürce yaşayabilmeleri için Alevi haklarının savunulmasına katkı sağlar.

Bize zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkürler.

1 thought on “Araştırmacı-yazar Erwan Kerivel ile söyleşi

Laisser un commentaire

Votre adresse e-mail ne sera pas publiée. Les champs obligatoires sont indiqués avec *